Yalnız Tilki,bir çatıdaydı. Elindeki çantasını açtı. Tüfeği ve notebooku çıkardı. Notebooku açtı. Elinde uzak ağlara bağlanmayı sağlayan özel bir yazılım vardı. Karşısında ünlü bir iş adamının ofisi duruyordu. Program,bir ağ bulmuştu. Yalnız Tilki,bağlantı isteği gönderdi.Şifre istiyordu. Yalnız Tilki,ikinci bir program çalıştırdı. Bu bir kriptoloji programıydı. Bir çok uzun ve anlamsız harf dizilimlerinden oluşan şifreleri çözebiliyordu. İki dakika sonra program şifreyi ekrana yansıttı. Yalnız Tilki,şifreyi görünce kendine küfretti. Bu fabrikanın adıydı.
Yalnız Tilki,ağa bağlanınca hemen ofisin ana bilgisayarına girdi. Buradan ofisin her şeyi ayarlanıyordu. Doğalgaz ısı seviyesi,klima seviyesi,ışıkların parlaklığı…
Yalnız Tilki,ilk önce ısıyı yükseltti. Ardından klimaları pasifleştirdi.
Şimdi sıra beklemedeydi. Ofisin camları kurşun geçirmezdi. Yalnız Tilki,iş adamının bunalacağını ve camı açacağını umuyordu…
Umudu gerçek oldu. İş adamı geldi ve pencereyi açtı.
Şimdi söz sırası Cemil’in Dragunav tüfeğindeydi. Yalnız Tilki,dürbündeki artı işaretini yavaşça hedefine getirdi. Hava durgundu. Yani rüzgar saptırması da olmayacaktı.
Bir silah sesi duyuldu. İş adamı Halil Bey’in kafası parçalanmış ve parçalar etrafa dağılmıştı. Açık olan bilgisayarının monitöründe bir yazı göze çarpıyordu.
“Şeref ve Cesaret”!
Yalnız Tilki,malzemelerini topladı. Ve Cemil’in evine geri döndü.Tüm görevleri başarmış,arkadaşlarının kanını yerde bırakmamıştı.
Televizyonlar konuşuyor,hiç susmuyordu.
“İş adamının,albayı şehit edenlere para verdiği doğru mudur? İşte adamlar oturmuş vatanı,milleti satmış.”
Böyle diyordu bir yorumcu…
Yalnız Tilki,son görevi hatırladı. Cemil’in mezarına gidecek ve tekmil verecekti. Kahverengi botlarını giyindi. Mavi yağmurluğunu üzerine geçirdi. Ve soluğu mezarlıkta aldı. Cemil ile albay,yan yanaydılar. Yalnız Tilki,dudaklarını ısırdı.
-Komutanım. Şeref ve Cesaretle geldim komutanım. Kanınızı yerde bırakmadım komutanım.
Sağ elini kamuflajlı kepinin,tereğine götürdü Yalnız Tilki. Tüm vücudu sarsılıyordu. İki damla gözyaşı Cemil’in mezar toprağına düştü. Ardından bir yenisi daha…
Yalnız Tilki,mezarın başında sarsılarak ağlıyordu. Omzuna bir el dokundu. Başını çevirecek gücü kendinde hissedemedi Yalnız Tilki. Sadece sorabildi.
-Kimsin?
-Benim. İlker. Dedi arkasındaki gölge.
-Ve benim Ertuğrul.
Yalnız Tilki,rüyada gibiydi.
-Haydi hep birlikte dua edelim.
Üç arkadaş ellerini semaya kaldırdılar. Bir müddet sonra indirdiler ellerini. Mezarlıktan çıkarken,Yalnız Tilki,sordu.
-Niçin geldin?
-Arkadaşımı ziyarete geldim. Son anlarında yanında olamadım. Bu da Ertuğrul. Stratejisttir. Kuzey Irak operasyonunu o planladı.
-Memnun oldum.
-Ben memnun oldum. Sizin gibi birisi ile tanıştığım için.
Şehitlikten gölgeler fırladı. Ellerinde silahları ile ateş yağdırdılar.İlker yere yuvarlandı. Ardından Ertuğrul ve Yalnız Tilki.
Suikastçılar koşarak uzaklaştılar. Yalnız Tilki yavaşça kalktı.
-Komutanım,komutanım. Ses yoktu. İlker ve Ertuğrul şehit olmuştu. Yalnız Tilki,dişlerini sıktı.O sıralarda Kuzey Irak’ta Türk bayrağı dalgalanıyordu semada…