Bedeller ödeniyordu birer birer. Sıra Yalnız Tilki’deydi. Ölüm sırası… Umursamıyordu ölmeyi. Öğlen vakitleriydi. Yalnız Tilki,salonda oturuyordu. Bir put gibi hareketsiz. Camı kırarak içeri düşen bir sis bombası onu yerinden fırlatmaya yetti. Koşarak cephaneliğe girdi Yalnız Tilki. Ölürken en azından birkaçını daha gebertmeyi düşünüyordu. Bir gaz maskesi geçirdi yüzüne.
Duvardan iki tabanca indirdi. Şarjörlerini cebine doldurdu. İki tane de Uzi aldı. Koltuk altlarındaki kılıflara yerleştirdi.
İçinden söyleniyordu. “Böyle mi olmalıydı?” Pencere önünden kendini gösterince içeri kurşun yağdı. Polis kıyafeti giyinmişlerdi. Belki gerçekten polis memuruydular. Yalnız Tilki bunlardan hiç birini düşünmedi. Tabancası aralıksız bir şekilde konuştu. Adamların yere düştüğünü görmüştü. Koşarak evin kapısını açtı. Ve sokağa doğru fırladı. Sokağın başında şarjör değişti. Arkasından koşanlara mermi yağdırdı. Ölümcül bir kovalamaca başlamıştı artık. Yalnız Tilki geçmişini hatırladı. Hızlı koşmaya kendini zamanında alıştırmıştı. Bacaklarına bir çimdik attı. Ve hızını artırarak koşmaya başladı. Önünde iki adam daha belirmişti. Onlara ateş etti. Sonradan gelen üçüncüye nişan alırken,bir silah patladı. Yalnız Tilki’nin bedeni baştan aşağı sarsıldı. Vurulmuştu. Koşamıyordu artık. Silahlar ardı ardına patlamaya devam ettiler. Yalnız Tilki hala ayaktaydı. Tabancasını havada kalkık tutmaya çalışıyordu. Karnından kanlar boşalıyordu yere. Ayakta daha fazla duramadı. Yere devrildi. Başından kamuflajlı kepi düşmüş,toza bulanmıştı. Yalnız Tilki,kendini zorladı. Kepi asfalttan alıp başına geri taktı. O sırada başında maskeli bir adam belirmişti. Elinde bir tabanca tutuyordu. Yalnız Tilki,öleceğini bile bile sırıttı. Adam tabancası ile nişan aldı. O sırada bir silah patladı. Adam yere serildi. Siyah bir Vito’dan çıkan çelek yelekli istihbaratçılar maskeli adamlara kurşun yağdırdılar. İkisi koşarak Yalnız Tilki’nin başına eğildi. Yalnız Tilki,ağzından akan kanlara aldırmadan konuşmaya çalıştı.
-Geldiniz ha? Geldiniz!
-Tamam koçum. Birazdan seni buradan çıkaracağız. Dayan koçum.
Yalnız Tilki’yi kucaklayarak Vito’ya uzattılar. Araç hızla hareket etti. Aracın telsizi öttü.
-Yalnız Tilki kod adlı arkadaşı aldınız mı?
-Aldık efendim.
-Tamam. Üniversite hastanesi. Ön tarafta bekliyor olacağız.
-Anlaşıldı.
Vito,üniversite hastanesinin önünde durdu. Kapının önünde silahları ile bekleyen istihbaratçılar,sedye getirdiler. Yalnız Tilki,elini kalbinin üzerine koymuştu. Hemen ameliyat odasına alındı Yalnız Tilki. Ölüm baş ucuna pusu kurmuştu…
Ameliyathanenin önünde beş istihbaratçı yürüyorlardı. Ellerinde sigaraları,durmadan içlerine çekiyorlardı dumanı. Kendilerini uyarmaya çalışan doktorları terslemişler,bir hemşireye silah çekmişlerdi. Hepsinin kulağı,içeriden gelecek sese odaklanmıştı.
Yeşil kıyafete bürünmüş olan doktor,maskesini yüzünden çıkarırken kısık sesle mırıldandı.
-Kurtuldu…
Yalnız Tilki kendine geldiğinde bembeyaz bir yatağın içinde yatıyordu. İlk önce hayal olduğunu zannetti. Ardından gerçeğin farkına vardı. Odasının kapısı açıldı. İçeri kamuflaj kıyafeti girmiş bir subay girdi. Yatağa doğru yürüdü.
-Geçmiş olsun. Ben yeni İstihbarat Sorumlusuyum.
Yalnız Tilki,güçlükle cevapladı.
-Teşekkür… Teşekkür ederim.
-Ben de emanetiniz vardı da. Onu vermeye gelmiştim.
Bir çırpıda çantasını açtı. İçinden çıkardığı tabancayı,namlusundan tutup Yalnız Tilki’ye uzattı. Yalnız Tilki,tabancasını eline aldı. Hesaplar henüz kapatılmamıştı. Ancak elbet bir gün kapanacaktı. Er ya da geç… Şehitlerin kanı yerde kalmayacak,hainler cezalandırılacaktı…