Füze gürültüleri,İlker ve askerlerini uyandırmaya yetti. Ayağa fırladılar. Gök ateş kaynıyordu adeta.

Cemil, yavaşça söylendi.

-İşte onlarında büyük operasyonları başlıyor.

O sırada telsizler ötmeye başladı. İlker,telsizin başına koştu.

-Dinlemedeyim.

-İran, İsrail’e saldırdı. Daha fazla durmayın. Bu karmaşıklık arasında hedeflediğimiz sınırlara ulaşın.

-Anlaşıldı efendim. Hemen gereken emirleri vereceğim.

Türk karargahında hareketlilik başladı. Askerler, hazırlanarak getirilen zırhlı araçlara bindiler. Yalnız Tilki,bu sefer kendine gelmişti. Yine bir tankın kulesine kurulmuş,etrafı seyrediyordu.

Türk birliklerinin,zırhlı araçları beklemesi,peşmergelerin savunmalarını güçlendirmelerine fırsat tanımıştı. Türk birlikleri ile peşmergelerin ilk büyük teması geniş bir orman içinde oldu. Askerler birbirlerinden ayrılmışlardı. O anda makineli tüfekler ve roket atarlar çalışmaya başladı. Askerler hemen mevzilendiler. Yalnız Tilki,tankın makineli tüfeğine sarıldı. Mermiyi namluya verdikten sonra,hedefini aramaya başladı. Türk ordusundaki tanklar ateş gücü olarak avantaj sağlıyorlardı. Ancak ormanlık alanda ilerlemeleri zor oluyordu. Yalnız Tilki’nin gözlerine beş-altı kişilik bir peşmerge grubu takıldı. Makineli tüfeğini hınçla çalıştırdı. Vurulan peşmergeler,yere yıkıldılar. Onlara yardıma gelen,bir-iki kişi de mermilerden nasibini aldı.

Cemil,koşarak Yalnız Tilki’nin tankının yanına geldi.

-İn ulan aşağı!

-Ne oldu komutanım?

-Yolun ilerisini mayınlamışlar galiba. Bir bakacağız.

Yalnız Tilki,tankın kulesinden indi. Deli bir kurşuna kurban gitmemek için,eğilerek ilerliyorlardı. Biraz ileride Orhan ve birkaç komando bekliyordu. İçlerinden birisi mayın tarama aleti tutuyordu.

Mayın taramaya başladılar. Elinde mayın tarama aleti tutan komando önden gidiyordu. Diğerleri ise onu koruyarak, devam ediyorlardı. Müthiş bir patlamayla irkildiler. Orhan yere yuvarlanmıştı. Sağ bacağı yerinde yoktu. Yalnız Tilki hemen başına koştu. Cemil de arkasından. Orhan gücünün son anlarındaydı.

-Komutanım. Komutanım. Ölmeyeceğim değil mi?

Yalnız Tilki,Cemil’in konuşmasına fırsat vermedi.

-Ölmeyeceksin tabii. Ayağında da fazla bir şey yok. Peşmerge mayını işte.

Orhan,son gücüyle cevapladı.

-Hadi oradan. Senin her şeyin yalan. Bu sözün mü doğru olacak?

Titrek dudaklarından çıkan şehadetle,Orhan toprağın üzerine serilip kaldı. O sırada bir kurşun,başlarının üzerinden sekip ağaçlardan birisine saplandı.

Cemil,büyük bir kinle Kanas Dragunav’ını dayadığı ağacın dibinden aldı. Tetiği çekti. Ardından bir daha. Yalnız Tilki,ayağa kalktı. Mayın tarama aracını komandonun elinden aldı. Artık eğilmiyordu. Aracın alarmı mayını hissetmiş,ötüyordu. Parmağı ile mayını işaret etti. Ve yürümesine ara vermedi. Komandolar mayının imhası ile uğraşırken, o ilerlemeye devam ediyordu. Her bulduğu mayında yerini işaret ediyor ve yürüyordu. Bitmez sandığı orman bitmişti. Karşısındaki makineli tüfek mevzilerini görünce yere yapıştı. Tahmin ettiği gibi üzerine mermiler yağmur gibi yağıyordu. Birkaç peşmerge ise mevzilerinden fırlamış,onu yakalamaya geliyordu. Yalnız Tilki,sırıttı. M-16 tüfeği namlusundan alev kustu. Peşmergeler devrildiler. Peşmergeler vurulmaya aldırmıyorlardı. Bir daha mevzilerinden çıktılar. Yalnız Tilki tetiğine bir kere dokundu. Ateş almadı. Bir daha denedi. Olmuyordu. O an başının üstüne bir AK-47 gölgesi düştü. Yalnız Tilki,esir düşmüştü…