Sabah gün doğarken,destek birliği bölgeye intikal etti. Yanlarında yeteri kadar cephane getirmişlerdi. Cemil,destek birliğinin komutanını yanına çekti:

-Gönderilen bir emir var mı?

-Hayır efendim. Şuan zırhlı birlikler bekliyoruz. Zırhlı birlikler gelince,ana taarruz olacakmış.Biz burayı savunacağız. Zırhlı tugay gelinceye kadar.

Cemil huzursuzca kımıldandı. Bir yerde sabit durmak tehlikeydi. Kurs hocası ne güzel demişti.

-Beyler,hareket edeni bir kere vurabilirsiniz. Ama sabit duranı istediğiniz kadar!

Cemil verilen emre uymak zorundaydı. Köy yeniden sessizliğe bürünmüştü. Ancak nöbetçinin bağırışı,sessizliği bıçak gibi yırttı.

-Tanklar! Düşman tankları geliyor!

Cemil galiz bir küfür savurdu. Dürbününün merceğinde iki tank,iki kamyon oynaşıyordu. Genç bir teğmen koşarak yanına geldi.

-Efendim. Ne yapacağız?

-Ne mi yapacağız? Burayı o şerefsizlere mezar edeceğiz. buradan bizi yarıp geçerlerse ana karargahı hallaç pamuğu gibi atarlar.

Teğmen fazla konuşmadı. Durumun farkındaydı. Karargah ile düşman arasında tampon bölgedeydiler. Roketçiler,köyün belirli kısımlarına dizildiler. Cemil ise bir yıkıntının dibine sinmişti. Tanklar roket menziline girdiğinde,gür bir ses duyuldu.

-Ateş! Roketler şimdi!

RPG-7’ler ard arda roketleri fırlattılar. Öndeki tank alev almıştı. Ancak öteki tank hala sağlamdı. Yıkıntılardan birisi korkunç bir infilakla havaya uçtu. İçindeki komandolar,şehit olmuşlardı. Tank yeni bir atışa hazırlanıyordu. Roketçilerden bir kaçı toplanarak atış pozisyonu almaya çalıştılar. Bir tank mermisi önlerinde paralandı.Roketçilerin vücutları paramparça olup etrafa saçıldı. Cemil dur durak bilmeden küfrediyordu. Hayatta kalabilen roketçiler ikinci tankı ancak köyün girişinde durdurabildiler. Tanklar,komandolara kayıp verdirmişti. Şimdi peşmergeler tank enkazlarının ardına siperlenmiş,komandolara makineli tüfek ateşi açıyorlardı. Köyün girişindeki komandolar var güçleri ile savunma uyguluyorlardı. Taş bir duvarın ardına mevzilenmiştiler. Peşmergeler ani bir roket ateşi ile duvar havaya uçurdular. Komandolar geri çekilmek için koşmaya başladılar. Bir amerikan makineli tüfeği çalıştı. İki komando delik deşik olup yere yığıldı. Diğerleri el bombalarını kullanarak geri çekilmeyi başardılar.

Peşmergeler köye girmişlerdi artık. Köyde ses duyulmuyordu. Cemil tabancasının namlusuna mermiyi sürdü. Keskin nişancı tüfeğini bir köşeye yavaşça bıraktı. Komandolar kasaturalarını taktılar. Cemil elindeki tabancayı öptü. Ardından duvarın köşesinden fırladı.

-Haydi aslanlarım. Şu köpeklerin işini bitirelim.

Sözünü bitirir bitirmez şarjörünü teker teker boşalttı. Komandolar çıldırmış gibiydiler. Kasaturalar bedenlere giriyor,çıkıyor,etrafı canhıraş feryatlar dolduruyordu. Cemil şarjörü bitince yerde bulduğu Kalaşnikof’a sarıldı. Şarjörü tek hamlede boşaltıp,tüfeği kaldırıp attı.İşte o sırada karnında bir sızı duydu. Elinin karnına götürdü. Ilık bir sıvı elini adeta okşuyordu. Kendi kanıydı bu. Gözleri kararıyordu. “Ölüyorum ha. Bunca yıllık hayatım bitiyor.” Bir yıkıntının kenarına yığılıp kaldı.”Allah’ım geliyorum. Affet Allah’ım” O anda bile korkunç bir mücadele veriyordu Cemil. Elini çantasına götürdü. Bunu başaramadı. Bir daha denedi. Yığılıp kaldı. Komandolar,komutanlarının durumunu görmemişlerdi.Tüm peşmergeleri süngüleri ile deştikten sonra teğmen Cemil’in bir köşede yattığını gördü.

-Allah belanızı versin. Yüzbaşı vurulmuş.

Komandolar bu durumlarla karşılaşacaklarını tahmin etmişlerdi. Koşarak gelen sağlık uzmanı komando çantası ile beraber Cemil’in başına çöktü. İlk önce hücum yeleğini ardından ceketini çıkardı. Cemil’in karnından kan sızıyordu. Sağlık görevlisi elinden geleni yaptıktan sonra yaraya bol alkol döküp,sardı.

Teğmen,askerlerinden yedi kişiyi ayırdı. Portatif sedye üzerindeki Cemil,geriye gönderiliyordu. Diğer komandolar ise video kayıtları ile uğraşmaya başlamışlardı. Saldırıda komandolar altı arkadaşlarını kaybetmişlerdi. Ama peşmergelerin hepsi öldürülmüş,iki tankları tahrip edilmişti.

Cemil’i taşıyan sedye,karargaha girer girmez hemen seyyar hastaneye taşındı. İlker arkadaşını bu şekilde görünce,endişe ile dudaklarını ısırdı. Cemil ölürse,vicdan azabını taşıyamazdı.”Keşke hiç operasyona göndermeseydim” diye geçirdi içinden. Başı ağrımaya başlamıştı.

Öte yanda Cemil direniyordu ölüme. Belki farkında değildi ama kalbi var gücü ile çalışıyor,vücut tüm uzuvları ile bitmek bilmeyen bir mücadele veriyordu. Doktorların uzun uğraşı sonucunda mermiler çıkartıldı. Ameliyattan çıkan doktorların yüzü gülüyordu. İçlerinden birisi:

-Kurtuldu…

Diyebildi. Yoğun ameliyattan dolayı alınları terden parlıyordu. Gece sessizliğini yırtan pervane sesleri arasında bir helikopter,Cemil’i memleketine götürüyordu.