Cemil ve Yalnız Tilki,Sivas’taki istihbarat bürosunda yalnızdılar. Cemil,bir müddet bilgisayar ile uğraştı. Ardından Yalnız Tilki’ye döndü.
-Tilki,düşünüyorum da ikimizden birisi ölecek.
-Allah vermesin komutanım. Onca peşmerge bir şey yapamadı,bunlar mı yapacak?
-Şimdi laf çorbasını bırak,beni dinle. Eğer birimiz ölürse,sağ kalan tüm hedefleri temizleyecek. Gerekirse bu yolda ölecek.
-Tamam. Buna dünden razıyım.
-Güzel. Yarın albayın cenaze töreni var.
-Biliyorum.
-Cenaze töreninden sonra,işe başlayacağız.Ben de zaten hedefler var. Yapmamız gereken yalnızca onları temizlemek.Şimdi gidip temiz bir uyku çekelim…
Cenaze töreni,şehrin büyük camilerinden biri olan Ulu Camii’nde yapılacaktı. Cemil ve Yalnız Tilki,törene geldiklerinde cemaat kalabalıklaşıyordu. Albayın tabutu,Türk bayrağına sarılmıştı.
O sırada camiyi karşıdan gören çatılardan birinde hareketlilik vardı. Bir gençti bu. Taşıdığı uzun,deri çantayı açtı. İçindeki keskin nişancı tüfeğini çıkardı. Dürbününü yerine monte etti. Şarjörünü teker teker doldurdu. Beş mermi…
Yalnız Tilki,olumsuz bir şeyler olacağını sezinliyordu ufak ufak. Etrafa dikkatlice bakıyor ama bir şey göremiyordu. Her şey normaldi. İmam,mikrofonu açtı. Ve genç,keskin nişancı tüfeğinin tetiğine dokundu. Mermi,havada bir müddet yol aldı. Ve Cemil’in sol tarafından vücuduna isabet etti. Yalnız Tilki,hemen Cemil’i çekti. Ve yerine cemaatten birini itti. Havada uçan ikinci mermi,Yalnız Tilki’nin ittiği adamın başına isabet etti. Cemil,son anlarını yaşıyordu artık. Ağzından akan kanı sildi. Ve konuşmaya başladı.
-Verdiğin sözü tut. Büroda bilgisayarımda her şey kayıtlı. Şifre: Şeref ve Cesaret. Anladın mı? Şeref ve Cesaret. Hepsini temizle Tilki. Birine bile acıma. Sana engel olanları da temizle. Büyük bir ihtimalle onlar da şerefsizdir…
Cemil,kaskatı kaldı. Yalnız Tilki,kucağındaki şehit bedene bir kere daha baktı. Etrafı insanlarla dolmuştu şimdi. İstihbaratçılara bedeni almalarını işaret etti. Ve kalabalıktan sıyrılarak koşmaya başladı. Bir yandan içinden tekrar ediyordu.
-Şeref ve Cesaret. Unutma… Şeref ve Cesaret…
Büronun önüne geldiğinde,etraf kalabalıktı. Yalnız Tilki,onların da arasından geçip,Cemil’in odasına girdi. İşte bilgisayarı duruyordu önünde. Ülkenin geleceği o bilgisayardaydı. Açma düğmesine bastı. Ekranda parola sorma penceresi açıldı.Yalnız Tilki,tereddütsüz “Şeref ve Cesaret” yazdı. Bilgisayar açılmıştı. Tek bir klasör vardı masaüstünde. Şeref ve Cesaret adında…Yalnız Tilki,klasörü açtı. Bir metin belgesi vardı içerisinde… Hemen onu da açtı.
“Yalnız Tilki,bu ekranı gördüğünde,ben şehit olmuş olacağım. Çekmecemi aç. Kırmızı ajandamın arasında bir mikro kart var. Kartı al evime git. her şeyi kart ile açabilirsin. Evin yatak odasındaki dolabın kapağını aç. İçinde bir panel olacak. Sana verdiğim şifreyi gir. Kapı cephaneliğime açılır. Aynı zamanda temizleyeceğin kişilerin de listesine ulaşırsın. Allah yardımcın olsun.”
Yalnız Tilki,bilgisayarı kapatıp,çekmeceyi açtı.Kırmızı ajandayı alıp,büroyu terk etti. Cemil’in evinin önüne vardığında ajandayı hızlıca dalladı. Arasından çıkan kredi kartı büyüklüğündeki kartı kapının önündeki metalik panele doğru tuttu. Kapı açılmıştı. Yalnız Tilki,hızlıca yatak odasına daldı. Dolap hemen önündeydi. Kapağını açtı. Şifre girme paneline “Şeref ve Cesaret” yazdı. Dolabın içerisinden bir kapı daha açıldı önüne. Girdiğinde kendini bir silah fabrikasında sandı Yalnız Tilki. Uzun bir koridordu burası. Duvarlara her markadan tüfekler,tabancalar asılmıştı. Beyaz bir tahtada ise üç isim yazıyordu. Ve altında adresleri. Yalnız Tilki,ilk isimi dikkatlice okudu. Ardından bir Baretta aldı duvardan. Susturucusunu takarken,yüzünden kin ve nefret akıyordu.