Çöl güneşi kavurucuydu. On iki komando tek sıra halinde yürüyorlardı. Mataraları yarılanmıştı. Yüzlerinden terler damlıyordu toprağa. Düşer düşmez,buharlaşıyordu. Yalnız Tilki,terden ıslanmış olan kepini çıkarıp,saçlarını kaşıdı. Elindeki tüfeği,taş gibi ağır geliyordu şimdi.

-Komutanım. Doğru yolda mıyız? Diye bağırdı.

Cemil’in yüzü güneşten kızarmıştı.

-İnan ben de bilmiyorum.

Komandolar gülümsediler. Düşman elinde ölmektense açlıktan,susuzluktan ya da güneş çarpmasından ölmeyi tercih ediyorlardı. İçlerinden birisi sordu.

-Hiç akbaba da görünmüyor. Gerçi bizim etimizi kim ne yapsın?

Gülümsediler…

Peşmerge müfreze komutanı dürbünü ile bir daha baktı gidenlere. Bir daha saydı. On iki kişiydiler. On iki esir…

Komutanına koştu…

Öte yanda komandolar yürümeye devam ediyorlardı. Yalnız Tilki,uzaklarda beliren toz bulutlarını görünce şaşırdı.

-Bunlar ne ulan?

Cemil,dürbününü gözlerinden indirip cevapladı.

-Atlı peşmergeler…

Yalnız Tilki,bir küfür savurdu. Cemil,elini yatay bir şekilde indirip kaldırdı. Tüm komandolar yere çöktüler. Tüfeklerini hazırladılar. Cemil bağırdı.

-Herkes bir mermi bıraksın şarjöründe. Eğer kaybedersek,herkes birbirini vuracak!

On bir baş aynı anda şevk ile inip kalktı. Atlılar şimdi daha belirgindiler. En öndeki atlı,bağırarak atını koşturuyordu. Yalnız Tilki,kinle dişlerini sıktı.

-Öndeki puştu bana bırakın!

Cemil,elini kuma sertçe vurdu. Bu ateş serbest demekti.Komandolar ateşe başladılar. Cemil,bağırdı.

-Toplu durmayın. Dağılarak ateş edin!

Komandolar,üstlerine çılgınca gelen atlılara ateş yağdırıyorlardı. Vurulan atlar,binicilerini üzerlerinden savuruyorlardı. Atlılardan birisi,sıkıca nişan alıp,tüfeğini ateşledi. Komandolardan birisi sıcak kumların üzerine yuvarlandı. Cemil, komandonun vurulduğunu görünce deliler gibi atıldı. Peşmergeler verdikleri kayıplara rağmen,saldırmaya devam ediyorlardı. Bir komando,yüzüne yediği bir at çiftesi ile yere yıkıldı. Üzerinden geçen atların altında bağırarak can verdi. Sayılar azalan komandolar,omuzlarını birbirlerine verdiler. Bir yandan ateş ediyorlar,bir yandan birbirlerini cesaretlendirecek sözler söylüyorlardı.

Peşmergeler başaramayacaklarını anlamışlardı. Atlarının başlarını çevirdiler ve kaçmaya başladılar. Yalnız Tilki,arkalarından çılgınca ateş etmeye başladı.Bir peşmerge vurularak,atından aşağı yuvarlandı.

İşte o anda kaçan atlıların ortasında,bir top mermisi infilak etti.Atlılar dört bir yana savruldular.

Yalnız Tilki:

-Tanklar! Tanklarımız geliyor.

Türk tanklarıydı bunlar. Muazzam kaleler gibi geliyorlardı.Cemil,göğsünün üzerindeki cebinden bir Türk bayrağı çıkardı. Tüfeğinin namlusuna taktı ve çılgınca sallamaya başladı.

Üzeri açık bir çöl cipi onlara doğru geliyordu. Minik sancağındaki Türk bayrağı,rüzgarın ve hızın etkisiyle sağa sola hızla savruluyordu. Gelen,İlker’di. Cemil,selama durdu. Hep birlikte cipe doluştular. Cemil ise sessiz sedasız şükrediyordu Allah’a… Allah bir kez daha onu bağışlamıştı…