Yalnız Tilki,elinde eski model bir amerikan tüfeği ile oturuyordu. Cemil ve Hüseyin Ağa karşısındaydı.

-Şimdi,elimizdeki bu silahlarla,onları oyalayabilir miyiz?

-Tabii. Neden olmasın?

Yalnız Tilki ,oturduğu yerden kalkıp biraz dolaştı. Sonra yeniden dönüp oturdu.

Cemil ve emrindeki komandolar keşif için görevlendirilmişlerdi. Keşifte uğradıkları saldırıdan sonra bu Türkmen köyüne sığınmışlardı. Cephaneleri tükendiği için,Türkmenlerin elinde bulunan 2.Dünya Savaşı’ndan kalma silah ve cephaneleri almışlardı. Şimdi olası bir peşmerge saldırı karşısında zor durumdaydılar.

Yalnız Tilki,köyü baştan aşağı dolaştı. Savunulması kolaydı. Ancak eğer düşman köye girerse bir daha atamazlardı. Fikirlerini Cemil ile paylaştı. Cemil,düşünceliydi.

-DoÄŸrusun. Diyebildi sadece.

Gece karanlığında küçük ateşler yakmışlardı. Ateşin gölgeleri yüzlerine vurduğunda,herkesin kini ve nefreti anlaşılabiliyordu.

-Peki, zırhlı birlikler imdadımıza ne zaman yetişir?

-Belki hemen,belki bir hafta sonra.

Cemil,bir kahkaha attı. Yalnız Tilki gülmek için kendini zorladı. Gülemedi. Bir süre sonra ateşin başında derin bir uykuya daldı…

Sabahın erken saatlerinde silah sesleri duyulmaya başladı Yalnız Tilki. Bir çırpıda yerinden fırladı.

-Neler oluyor?

-Peşmergeler saldırdı. Diye cevapladı bir komando.

Yalnız Tilki,tüfeğini kontrol etti. Yarı otomatik M1 tüfeği,8 mermi alıyordu. 5 şarjörü vardı. Buda 40 mermisi olduğu anlamına geliyordu. Köyün girişine koştu. Aynı anda karşısında makineli tüfekler konuştu. Yalnız Tilki,kendini bir yıkıntının dibine attı. Peşmergeler,geliyorlardı. Cipler,kamyonlar…

Yalnız Tilki,Cemil’i gördü. Hüseyin Ağa ile beraber ateş ediyorlardı peşmergelere. Tüfeğinin dipçiğini omzunda sabitledi. Gözlerini kıstı. Birkaç el ateş etti. Cemil,onun ateş ettiğini görünce bağırdı.

-Sol tarafa. Sol tarafa ateş aç!

Yalnız Tilki,başını salladı. Konumunu düzeltti. Şimdi sol tarafa daha çok hakimdi. Tüfeğini bir kez daha uzattı. Aynı anda birkaç mermi önünden sekti.

-Keskin nişancı! Diye tısladı Yalnız Tilki. Ardından galiz bir küfür savurdu.

Siperlendiği binanın etrafını dolandı. Bir daha nişan alıp kurşun yağdırdı düşmanlarına. Şarjörü bitince,geri çekilmek zorunda kaldı. Peşmergeler köyün girişine yaklaşmışlardı. Ancak arkaları,leş doluydu. Cemil,durumlarının zorlaştığının farkındaydı. Hüseyin Ağa’ya bağırdı.

-Ateş ederek geri çekiliyoruz. Haydi!

Siperlendikleri mevziden fırladılar. Peşmergelerin kesif atışı sonucunda Hüseyin Ağa vuruldu. Cemil çevik bacakları sayesinde kendini kurtarmıştı. Bir duvarın dibinden elindeki BAR(Browning Otomatic Rifle) ile nişan aldı. Şarjöründeki yirmi mermiyi de boşalttı.Artık üzerinde cephane namına bir şey kalmamıştı.Yalnız Tilki’ye seslendi.

-Mermin kaç tane kaldı?

-Bitti komutanım. Yaklaşırlarsa dipçik ile haklayabiliriz belki.

Cemil’in aklına bu fikir yatmadı. Dipçik ve otomatik AK-47’ler. Köyün içindeki komandolarda biraz cephane vardı. Ancak düşman köye girmemeliydi. Aklında bir Tarih dersi geldi o anda. Öğretmeni gözünde canlandı.

-Çanakkale Savaşı’nda onların silahları,bizim ise sadece süngü ve dipçiklerimiz vardı. Ama bakın, savaşı biz kazandık. Önemli olan Çanakkale ruhunu yakalamak!

Peşmergeler,köye daha rahat yaklaşıyorlardı artık. Ateş tamamen kesilmişti. Cemil,tüfeğini sıkıca tuttu. Önünden bir peşmergenin geçmesini bekliyordu. Eline bu fırsat birazdan gelecekti. Saklandığı duvarın arkasından bekliyordu. İşte tam yan yanaydılar peşmerge ile şimdi. Cemil,insan üstü bir güçle atıldı. Peşmergenin boynundan tutup,onu yere fırlattı. Ardından tüfeği ile üzerine atıldı. Namlusundan tuttuğu tüfeğinin,metal dipçiğini düşmanının başına vuruyordu.  O sırada bir peşmerge Cemil’e nişan aldı. Yalnız Tilki,bağırarak onun üzerine atıldı. Peşmerge ürkmüştü bu ani sesten. Yalnız Tilki,tüfeği ile peşmergenin elindeki AK-47’ye vurdu. Tüfek yere düştü. Peşmerge de buna mukabil,belindeki bıçağı çekip üzerine atıldı. Yalnız Tilki,güçlü bir fiziğe sahip değildi. Birlikte yere yuvarlandılar. Peşmerge bıçağı kaldırıp,Yalnız Tilki’ye saplayacakken,Yalnız Tilki meşhur kahverengi postalları ile peşmergenin kasıklarına müthiş bir tekme savurdu. Peşmerge kasıklarını tutarak geri çekilirken,Yalnız Tilki yerdeki tüfeğe atıldı. Bir çırpıda kaldırıp,ateş etti. Peşmerge boş bir çuval gibi önüne serildi.

Cemil de rakibinin kafasını parçalamış,tüfeğini eline almıştı. Köy içerisinde boğaz boğaza mücadeleler başlamıştı. Dipçikler mütemadiyen savruluyor,dağılan kafalardan kanlar fışkırıyordu.

Peşmergeler bitip tükenmek bilmeyen bir sel gibi geliyorlardı. Türk komandoları bazen beşe tek mücadele etmek zorunda kalıyordu.

Komandoların sayısı gittikçe azalıyordu.

O sırada bir helikopter sesi duyuldu. Cemil,rüyadaymış gibi sanıyordu kendisini. Hayır bu rüya değildi. Bir savaş helikopteri peşmergeleri tarıyordu.

Bir müddet sonra helikopter yere indi. İçinden kısa sakallı üç asker indi.

Cemil,sağ omuzlarındaki bayrağa uzun uzun baktı. İran bayrağıydı bu.

-Selamün Aleyküm.

-Aleyküm Selam. Dedi Cemil. Şaşkındı.

-Can you speak English?(İngilizce konuşabiliyor musun?)

-Yeah. I am in Turkish Special Forces.(Evet. Ben Türk Özel Kuvvetlerindenim.)

-Yes,we know. We heard gun sounds. And understand your situation.(Evet biliyoruz. Silah seslerini duyduk ve durumunuzu anladık)

-Thanks for everything.(Her şey için teşekkür ederim)

-Not important. You are our brothers.(Önemli değil. Sizler bizim kardeşlerimizsiniz.)

İranlı askerler birkaç sandık indirdiler helikopterlerinden. Ardından helikopterlerine binip havalandılar.

Yalnız Tilki merakla açtı sandıklardan birisini. Ağzına kadar M-16 doluydu.

-Şu İranlılar mert adamlarmış.

Kimse cevap vermedi. Komandolar silahları denediler. Hepsi çalışıyordu. Cemil,görünmeyen helikopterin arkasından bir selam çaktı.

Toplam on iki komando kalmıştı. Cemil ve Yalnız Tilki dahil.

-Azlığız. Dedi Yalnız Tilki.

-Haklısın. Ne yapalım yani? Benim adım Hıdır,elimden gelen budur.

-İlk önce şehitleri gömmeliyiz.

Şehitleri,kıyafetleri ile gömdüler. Cemil,topraktan aldığı teyemmüm ile bir cenaze namazı kıldırdı.

Ardından yola koyulmaya karar verdiler. Yiyecekleri azalmıştı. İlk adımı Cemil attı. Ölümüne bir yolcululuk başlamıştı…