Ekibin bindiği tren şans eseri pasaport kontrolünden geçmedi. Herhangi ters bir durumla karşılaşmadan, Almanya’ya döndüler. Ve Münih üzerinden uçakla Türkiye’ye döndüler. Hava alanından Türkiye’ye giriş yaptıklarında, hepsi rahatlamıştı.

Hakan Yüzbaşı, gülümseyerek onları karşıladı.

-İyi iş becerdiniz. Harddisk?

-Burada..

Savaş, çantasını açıp harddiski uzattı.

-Güzel. Çek Cumhuriyeti’nin de altını üstüne getirdiniz.

Karşılıklı sırıttılar.

Hava alanından çıkınca, Yüzbaşı Hakan’ın cipine atladılar. Hakan keyiflenmişti.

-Nasıl? Yurt dışı görevi güzel oluyor mu?

-Harika. Harika. Dedi Mehmet.

-Tüh. Keşke hediyelik filan bir şeyler alsaydık. Diyerek güldü Savaş. Araç hızla yolda kayıyordu.

Ankara’da Özel Kuvvetler Komutanlığı önünde araç durdu. Aşağı indiler. Kapıdaki nöbetçilerle selamlaşarak içeri girdiler. Hakan en önde yürüyor, ekip arkasından takip ediyordu. Hakan bilgi işlem salonunun kapısını açtı. Bilgisayarların başında oturanlar, dünyadaki ünlü bilgisayar uzmanlarıydılar.

-Merhaba arkadaşlar. Dedi Hakan.

-Merhaba komutanım. Diye cevapladı uzmanlar.

Hakan çantasından harddiski çıkardı. Uzmanlara uzattı. Harddiski hemen bir bilgisayara bağladılar. Daha sonra bilgisayar açıldı. Harddisk kriptolanmıştı. Bilgisayar uzmanı üç satırlık bir kod çalıştırdı bilgisayarda. Harddisk kullanıma açılmıştı. Herkesin dikkati bilgisayar üzerine toplanmıştı. İçinde birçok dosya vardı. Hakan, “Turkey” yazan klasörü işaret etti bilgisayar uzmanına.

Ekranda beliren planları gören, ekip büyük bir şaşkınlık yaşıyordu. Hakan, şaşkınlığını üzerinden çabuk atmıştı.

-Yedekle! Tüm bu planları ana bilgisayarımıza yedekle. Yakında hepsiyle ilgileneceğiz.

-Tamam efendim.

-Hadi gidelim çocuklar.

Bilgi işlemi terk ettiler. Hakan’ın yüzünden kin ve nefret akıyordu.