İlker tüm subayları harekat odasında toplamıştı. Önlerindeki duvara büyük bir harita asılıydı. Üzerine kırmızı ve mavi objeler yerleştirilmişti. İlker anlatmaya başladı.
-Burası bizim karargahımız. Biz mavi renkteyiz. Bunlar da etrafımızdaki peşmerge ve Irak ordusunun asker ve polis kalıntıları. Cemil, sen K-5 bölgesine saldıracaksın.
Cemil,emri alır almaz harekat hazırlıklarına başladı. Cephane eksiklerini tamamlayıp yola koyuldular. Cemil bir türkü tutturmuştu ağzında. Komandolar arada bir birbirleri ile bakışıp sırıtıyorlardı. Komandolardan birkaçı yorulma emareleri gösterince Cemil,mola verme ihtiyacı hissetti. Kursta hocasının dediği bir sözü hatırladı.
“Asker önce ayakları,sonra midesinin üzerinde yürür”
Askerler yolun etrafına yayıldılar. Çantalar açıldı. Konserveler hızla midelere indiriliyordu. Cemil ayağa kalktı. Yolun çevresinde birkaç tur attı. Hep birlikte kalktılar. Mermiler,namlulara sürüldü. İleride bir kontrol noktasının ışıkları görülüyordu. Komandolar tam siper mevzilendi. Cemil dizlerinin üzerine çöktü. Ardından eli ile askerlerini sakinleştirdi. Ünlü keskin nişancı tüfeğini kaldırdı,gözlerini dürbüne odakladı. Nöbetçinin parlayan miğferinde kıpkızıl bir alev yanıp söndü. Cemil,peşmergeyi kafasından vurmuştu. Diğer komandolar tek tük taciz atışları yapmaya başladılar. Bir yandan da ilerliyorlardı. Kontrol noktasının ortasında bir tane amerikan yapımı Browning A-6 makineli tüfek duruyordu. Peşmergeler sürekli ona doğru koşuşuyor,daha tüfeğe dokunamadan vuruluyorlardı. Komandolardan birisi roketle orayı duman edene kadar onlarca peşmerge vurulmuştu. Kontrol noktasındaki direniş kırılınca komandolar hızla koşmaya başladılar. Bixi makine tüfeğinin taşıyan komando kontrol noktasına varır varmaz,nereden geldiği belirsiz bir mermi ile vuruldu. Diğer komandolar daha fazla ileri gitmediler. Kontrol noktasındaki kum torbalarının ardına yerleştiler. Kontrol noktasının arkasındaki köyden ateş yağıyordu üzerlerine. Cemil zıvanadan çıkmıştı.
-Şu lanet yeri vur. Vur şurayı! Diye bağırdı roketçiye. Aynı anda bir roketatar taşıyan asker roketatarı ateşledi. Roket evin penceresinden içeri girip,infilak etti. Evin tavanı olduğu bir gibi çökmüştü. Cemil göğsünün üzerinde dizili el bombalarından birini çekip fırlattı. Diğer komandolar da sırayla bombalarını atmaya başladılar. Köy harabeye dönmüştü. Sağlam ev kalmamıştı ortalıkta. Ateş sesi kesilince,Cemil tabancasını çekti. Yakın mesafeden keskin nişancı tüfeği bir işine yaramazdı. Köy tamamen düşman unsurlarından temizlenmişti. Komandolar,yıkılan evlerin oluşturduğu doğal mevzilere siperlendiler. Kimisi silahını temizliyor,kimisi kısık sesli konuşuyordu. Cemil timinden 5 kişiyi ayırdı. Bunlar karargaha dönüp destek kuvveti getireceklerdi. 5 kişi gidince Cemil çantasını sırtından çıkardı. Kendini kuş gibi hafif hissediyordu. Gözleri uzun boylu bir komandoya takıldı. Ölü peşmergelerin roketlerini ve el bombalarını topluyordu. Cemil askere kızamadı. İçinden “Bu lanet yerde her şeye ihtiyacımız var” Hava kararıyordu artık. Nöbetçiler belirlendi. Cemil Kuzey Irak’taki ilk uykusuna dalmadan önce şehit askeri düşündü. Bir anda gidivermişti. Özel Kuvvetler kursundaki hocasını hatırladı. Neler söylemişti?
-İçinizden birisi,hem de çok sevdiğini birisi gözünüzün önünde ölebilir. Hatta sizin yerinize ölebilir. Hatta kucağınızda,tam sıhhiyeye yetiştirmişken ölebilir. Bunlara alışın. Ölenin arkasından dökeceğiniz gözyaşı sizi başarıya ulaştırmaz. Sadece moralinizi azaltır. Hatta bitirir. Morali biten bir insandan hiçbir şey bekleyemezsin.
Cemil,hocasını bir daha tasdik etti. Peki bu komandonun annesi,babası yok muydu? Hocası bu soruya yeniden cevap verdi.
-Bu üniformayı giydikten sonra,bu bröveyi takıp,bu kepi başınıza geçirdiğinizde,sizin ananız da babanız da devlettir. Bunu böyle bilin!
Cemil’in gözleri kapanıyordu yavaş yavaş. Nihayet tamamen kapandı. Şimdi derin bir uykudaydı…