Siyah renkli bir Toyota cip Sivas yoluna doğru ilerliyordu. Cemil,birkaç günde ayağa kalkmıştı. Arada bir sızlayan karnına rağmen poligona inmiş,birkaç şarjör boşaltmıştı. Yol sakin ve boştu. Cemil var gücü ile gaza yüklendi.

Gördükleri onu sinirlendirmişti. Amerika’nın şakşakçılığını üstlenen hamburger bayilerinde Türk gençleri ne yapıyordu öyle? Kızdan farkı olmayan,orasını burasını deldiren gençlerden iğreniyordu. Hatta eli bazen belindeki kılıfa gidiyordu. Farkında olmadan. Aklında tek bir soru vardı.

-Bunlar ne yapabilir?

Tıka basa,kıtlıktan çıkmış insanlar gibi hamburger yiyip, Avrupalı yaşıtlarına özenmeye çalışan Türk gençleri. Atatürk boşuna mı söylemişti? Gençliğe Hitabe’yi. İşte tüm bunlar Cemil’in sızılarını artırıyordu. Sivas’a ait bilgileri gösteren tabelayı görünce sevindi. Sivaslıydı güya. Ancak Sivas’ta hiçbir bekleyeni yoktu. Yaşlı babası:

-“Allah rızası için,memlekete zarar verenlerden olma” demiş,son nefesini vermişti şehadetle birlikte. Cemil başını iki tarafa doğru hızlıca salladı. Bu sahneden nefret ederdi her zaman. Cip Sivas il merkezine yakın bir apartmanın önünde durdu. Bagajı falan yoktu yanında. Ceketini düzeltip,arabadan indi. Kapıları kilitlerken,yanında bir genç belirdi.

-Selamün aleyküm abi.

-Aleyküm selam. Buyur yiğidim?

-Abi buraya park paralıdır.

Cemil’in kafasının tası atmıştı. Burada hiç park paralı olur muydu?

-Ulan yürü git. Ne paralısı? Ben polis müfettişiyim. Aklını başına topla. Terbiyesizliğin lüzumu yok!

Gencin aldırdığı yoktu ona. Hiddetle bağırdı genç.

-Bende adam müfettişiyim. İyi adam zımbalarım.

Cemil daha fazla sabredemedi. Belindeki tabancasını bir çırpıda çıkarıp,gencin kafasına kabzasını indirdi. Ardından yürüdü,gitti…

Apartmanlardan birine girdi. Üçüncü katın zilini çaldı. Kapıyı üzerinde kamuflajlı atleti olan birisi açtı.

-Komutanım. Hoş geldiniz.

Cemil’in yüzü belki de ilk defa gülüyordu doğru dürüst.

-Müsaade var mı?

-Olmaz olur mu? Buyur.

Genç kapıyı ardına kadar açtı.Cemil ayakkabılarını çıkarıp içeri geçti. Salonda karşılıklı oturdular. Sessizliği genç bozdu.

-Ne oldu abi? Ben seni operasyonda biliyordum.

Cemil boğazını temizledi.

-Oradaydım. Vurulup,yaralanınca geri gönderdiler.

-Geçmiş olsun komutanım.

-Sağ ol. Valla ölüm kapımın zilini çaldı. Öbür sefere hepten kapıyı açar artık.

-O nasıl söz komutanım? Allah geçinden versin.

Cemil derin bir nefes alıp arkasına yaslandı.

-Orhan. Ne oğlum bu memleketin hali?

Orhan’ın da yüz ifadesi değişiverdi hemen.

-Felaket. Gençliğimizin aklı havada.

Cemil boşanmış bir yay gibiydi.

-Ne yani? Ben bu erkekten bozma kızlar için mi savaştım? Bu boktan herifler,evlerinde rahat otursunlar diye mi terörist kovaladım onca yıl?

Orhan gülümsedi.

-Sen daha ne gördün ki? Al! Adamlar,harekat bitsin diye protesto gösterilerine başladılar. İlk durak işte burası. Sivas!

Cemil’in yüz hatları sertleşerek belirginleşti. İyice sinirleniyordu.

-Buraya ha?

-Evet efendim. Amaçları harekatı sekteye uğratmak. Hatta durdurmak.

Cemil ellerini yumruk yapmış düşünüyordu. Barış,ezilen Türkmenler,şehit komandolar… En sonunda kararını verdi.

-Dinle Orhan. Bunların önünü burada keseceğiz. Darbeyi burada yemezler ise,ileride güç unsuru konumuna gelirler. Yani işimiz bin kat daha zorlaşır.

Orhan umutsuzca başını iki yana salladı.

-Bu imkansız. Eylem alanının kontrolü polis kuvvetlerinde. Üstelik,biz bunu yapamayız. Devlet bizi,kendi halkımıza kurşun sıkmamız için yetiştirmedi.

Cemil,umursamazca güldü.

-Bunlar mı halk? Yani biz bu insanlara saygı göstereceğiz. Peki ya şehitler,onların aileleri,katledilen bir sürü Türkmen. Bunlar bizden hesap sormaz mı? Öyle ya. Buradaki şereften yoksun insanların keyfi yerinde. Başkalarının halinden ne anlarlar?

Cemil hızla koltuktan kalktı. Sesinde kararlı bir ifade vardı.

-İlk önce Özel Kuvvetler İstihbarata gideceğim. Ardından M.İ.T’e. Hatta emniyete bile giderim. Anlıyor musun?

Bir elini yumruk yapıp,avuç içine vurdu.

-Bu heriflerin işi burada bitecek. Geliyor musun şimdi?

Orhan sandalyenin üzerine bırakılmış,tişörtünü giyindi.

-Haydi gidelim!

Cemil başını salladı. Evden çıktılar. Cemil cipin kapılarını açtı. Hızla hareket ettiler. Özel Kuvvetler İstihbarat Dairesi normal bir devlet dairesi görünümündeydi. Kapıda bekleyen iki kişi Orhan’ı tanıdı. Selamlaştılar. Büro harıl harıl işliyordu. Orhan hızla daire başkanının odasına yöneldi. Kapıyı tıklattı.

-Gir!

Cemil ile beraber içeri girdiler.

İstihbarat Daire başkanı babacan bir albaydı. Onları görünce gülümsedi.

-Hoş geldin Cemil. Gaziliğin kaçıncı kere hayırlı oluyor?

Cemil,sırıttı.

-Bilmem? Bayağı olmuştur.

-Neyse. Buraya gazi olduğunu söylemeye gelmedin herhalde.

Orhan oturduğu koltuktan doğruldu.

-Bir problem var efendim. Şu Barış Davetçileri.

Albayın yüzü büyük bir kinle buruştu. Elini havada salladı.

-Bu gün ilgili rapor geldi. Alın. Bir de siz bakın.

Yazıcının kağıt haznesinden bir kağıt uzattı.Cemil’in gözleri kalın yazılmış birkaç cümle takıldı.”Bu heyete İsrail’den gelen bir ekip de dahil olacağından dikkatli olunmalıdır

Cemil kağıdı masanın üzerine bıraktı.Arkasına yaslandı.

-Albayım ne yapacağız?

-Bir orada etkin olamayız. Bu işi TEM ve Çevik Kuvvet ile görüşün. Gerçi haberleri vardır ama kontrolü bize bırakmazlar.

-Efendim,bu pis ağaca baltayı Sivas’ta vurmamız lazım. Henüz bir fidan iken. Büyürse vuracağımız balta darbesi sayısı artar. Bu da baltamızın keskinliğini etkiler.

Albay,kıkırdadı. Cemil’in bu benzetmeli örneklerine bayılıyordu.

-Sizin için ne yapabilirim? Bana onu söyleyin.

Cemil yüzünü kaşıdı. Ardından sakince cevapladı.

-Yalnızca bir görevlendirme belgesi. Olağanüstü bir hal durumunda.

Albay sinirlenmeye başlıyordu. Dili ile dudaklarını ıslattı.

-Dinleyin beyler. Hiçbir şeyi garanti altına alamazsınız. Eğer orada…

Cemil albayın sözünü kesti.

-Efendim. Kağıdı verin yeter. İçimdeki ses hiçbir zaman yanılmaz.

Albay önündeki hazır belgelerden birisini çekip,doldurdu.Altına imzasını attı. Kağıdı Cemil’e uzattı.

-Teşekkür ederim. Dedi Cemil.

Yüzünde meş’um bir gülümseme dolanıyordu. Odadan çıktılar. Cemil,Orhan’a döndü:

-Hadi şu ekip arkadaşlarımızı tanıyalım.

Gülerek uzaklaştılar.