Peki Türk Silahlı Kuvvetleri bu operasyonu niçin düzenliyordu?

Amerikan askeri birlikleri Irak’tan çekilir çekilmez, peşmergeler Kuzey Irak’ta yönetimi ele geçirmişlerdi. Bölgedeki Türkmen köylerine baskınlar düzenlemişler,büyük katliamlar gerçekleştirmişlerdi. Ardından Süleymaniye’de bulunan Türk Özel Kuvvetlerine ait karakolu basmışlar, sekiz komandoyu şehit etmişlerdi. İşte bu olaydan sonra operasyon kararı alınmış ve hazırlıklara başlanılmıştı. İlker sarsıldı. C-130 personel taşıyıcı uçak anlaşılan hava boşluğuna gelmişti. Refleks olarak silahlarını kontrol etti. G-3 tüfeği göğsünün üzerinde,bir bebek gibi yatıyordu. Askerler ise put gibi bekliyorlardı. Hepsinin yüzlerinin çizgilerinden kin ve nefret açıkça okunuyordu. Hele ki Cemil. Omzuna astığı Rus yapımı Kanas Dragunav keskin nişancı tüfeğini okşuyordu sürekli. İlker,Cemil’in bu tüfekle hareket eden teröristlerin kafalarından vurduğunu bizzat görmüştü. Bir anlık göz göze geldiler. Karşılıklı gülümsediler. O anda uçakta indirmenin başlayacağını simgeleyen ışık yanıverdi. Komandolar ayağa kalktılar. Bir kaçı dua ediyordu içinden. Atlama için tüm hazırlıklar yapıldı. Uçağın kapısı açıldığında İlker heyecanlandı. Önündeki komando sakindi. Çikletini ağzından tükürdü ve hazır konuma geldi. Yanan yeşil ışık,Türk komandolarına “Hücum” işaretiydi. İlk sıradaki komando kendini hızla aşağı bıraktı.Ardından diğerleri. İlker sırası gelince, zıplayıp havaya karıştı. Yer ne uzaktı kendisine. Paraşütü onu sallayarak açıldı. Gök paraşütlerle dolmuştu. Türk kartallar gökte süzülüyorlardı. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin en büyük operasyonlarından biri başlıyordu. İlker ayağı yere değer değmez, paraşütü ile bağlantısını kesti. Üzerinde bir mahmurluk vardı sanki. Bu düşünceyi aklından çabuk attı. G-3 tüfeğini kabından çıkardı. Şarjörünü çıkardı. İlk mermi,gecenin karanlığında parlıyordu. İlker şarjörü yerine taktı. Tim komutanları,İlker’in etrafında daire oluşturmuşlardı. İndirme,kimsenin kılına zarar gelmeden tamamlanmıştı. İlker telsizciye işaret etti. Telsizci sırtındaki kriptolu telsizi çalıştırdı. İlker telsizi eline aldı.

-Merkez,ben Kartal-1.

-Hayırlı olsun Kartal-1. Zayiat var mı?

-Yok. Operasyon bölgesinin koordinatlarını verin.

Koordinatlar,harekat subayının 10 inçlik mini laptopuna birkaç saniye içinde yüklendi. Hedef yakındaydı.

-Tamam. Koordinatlar yüklendi.

-Anlaşıldı. Oraya zarar vermeyin. Karargah olarak kullanılacak. Kolay gelsin.

İlker telsizi kapattı. Ve operasyonun ilk adımını attı. Hava temizdi. Komandolar ciğerlerini sürekli doldurup,boşaltıyorlardı. Herkes pür dikkat ilerliyordu. Bir müddet sonra, hedef karargahın ışıkları görülmeye başlanmıştı. Timler,ayrılarak yaklaşmaya başladılar. Burası,peşmergelerin karargahıydı. İlker dürbününü gözlerine götürdü. Bahçede nöbetçiler dolaşıyordu. Ayrıca etrafı tel örgü ile çevrilmişti. İlker dürbünden gözlerini çekti. Tim komutanlarından birine işaret verdi. Timdeki komandolar ilerlemeye başladılar. Tim yavaş yavaş ilerlerken RPG-7 roketatarları ve makineli tüfekler de atışa hazırlandılar. Timden iki komando tel kesme aleti ile telleri kesmiş içeri girmişlerdi. Nöbetçilerin hepsi uyukluyordu adeta. Tim binanın etrafında tertibat alınca,İlker ikinci time işaret verdi. İkinci tim de tel örgüleri aşınca,ateş cehennemi başladı. İlk önce RPG-7’ler konuştu. 6-7 tane roket karargahın etrafındaki evleri çökertmeye yetti. Birinci tim bahçedeki nöbetçileri temizlerken, ikinci timdeki komandolar karargaha girmişlerdi. Koridorlar atletli,silahsız peşmergelerle dolmuştu. Türk komandoları onları affetmiyor,beyaz atletleri mermilerle parçalanıyordu. Karargah tamamen temizlenmişti. O sırada karargahın yanındaki sivil evlerden de ateş gelmeye başladı. Komandolar yangın bombaları kullanarak,işi kökünden hallettiler. Köy alev almış saman gibi yanıyordu. İlker elinde G-3 tüfeği put gibi dikiliyordu karargahın önünde. Güneş doğuyordu bir yandan. Tüm güzelliği ve tüm ısıtıcılığı ile. Komandolar karargah olarak kullanacakları binayı temizlediler. Binanın bazı pencerelerine makineli tüfekler sabitlendi. Çatıya keskin nişancılar çıkartıldı. Haritalar geniş bir salonun duvarına asıldı. İlker alışmaya çalıştığı yeni masasında, ilk keşif emrini verdi. Keşif timinin komutanı genç bir teğmendi. Emrindeki askerler ile karargah olarak kullanılan köyden çıktı. Öteki askerler,yangınla uğraşıyorlardı. Teğmen önde,askerler arkada yarı asfalt,yarı toprak yola çıktılar. Teğmen yolun ortasında bir anlık durdu. Ardından var gücü ile bağırdı.

-Dağılın! Siperlenin.

Kendisini yere bıraktı. Askerleri de yere yattılar. Yanılmamıştı. Karşılarında kendilerine doğru gelen 20-25 kişilik bir peşmerge mangası vardı. Komandolar silahlarını hazırladılar. Teğmen en önde yürüyen peşmergeye iki kere ateş etti. Diğer komandolar seri bir şekilde ateşe başladılar. Peşmergeler,yedikleri bu darbe karşısında şaşırmışlardı. Kayıp vererek,yola dağıldılar. Teğmen yattığı topraktan kalktı. Ve bağırarak koşmaya başladı. Arkasında askerleri… Bu tam bir hücumdu. Dağılan peşmergelerden birkaçının aklı başına gelmişti. Hemen tüfeklerine sarılıp ateşe başladılar. Komandolardan birisi,devrildi. Teğmen tüm benliği ile:

-Ateş ! diye bağırdı.

Silahlar çılgınlar gibi işliyordu. Peşmergeler birkaç dakika içinde delik deşik olup yolun kenarına yığıldılar. Teğmen yaralı askeri de alarak karargaha döndü. Yaralanan askerin durumu iyiydi. Teğmen, İlker’e durumu anlattı. Büyük bir ihtimalle yakınlarda bir başka peşmerge karargahı vardı. İlker bir müddet düşündü. Bir karar vermek zorundaydı. Teğmene diğer subayları harekat odasına çağırmasını emretti…